ORTA DOĞU  Gelişmeleri

Geçen hafta Maname ve Londra'nın İngiltere'nin Bahreyn'de askeri bir üs kurma konusunda anlaşması Bahreyn'de ciddi tepkilere yol açtı. FKİK liderler zirvesinin Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenmesi bir kez daha bu ülkelerin arasındaki anlaşmazlıklarını ve bölgesel sürtüşmelerini gündeme getirdi. Arabistan İçişleri Bakanı geçen hafta Amerika'yı ziyaret etti. Geçen hafta Arabistan'da ayrıca bazı atamalar ve görevden almalar medya ve siyaset çevrelerinin dikkatini çekti. Geçen hafta Irak toprakları İmam Hüseyin'in –s– şehadetinin 40. gününün yıldönümü olan Erbain'de milyonlarca Ehli Beyt hayranını ağırladı ve dünyanın en büyük kongresi gerçekleşti. Bu gelişme, Irak'ta güvenlik güçlerinin tekfirci terör örgütü IŞİD'e karşı ülkenin bir çok bölgesinde üstünlük sağladığı bir sırada gerçekleşti. Suriye'de geçen hafta en çok konuşulan konu, siyonist rejim İsrail'in savaş uçaklarının Suriye'nin bazı bölgelerine hava akını düzenlemesiydi. Öte yandan siyonist rejim parlamentosu geçen hafta feshedildiğini açıkladı ve böylece işgal altındaki topraklarda erken seçimlerin yolu açıldı. Bu arada Filistin ile korsan İsrail arasındaki münakaşalarla ilgili bir başka haber dikkat çekti. Bu haber Filistinli bir bakanın siyonist rejim güvenlik güçlerince şehit edilmesiydi. Yemen'de ise geçen hafta Husi hareketiyle bu ülkenin güneyindeki ayrılıkçı güçlerin uzlaşmasıyla ilgiliydi. Bu arada Yemen'de bir kaç patlamanın yaşanması bu ülkenin sıkıntılı günlere doğru sürüklendiğinin işareti şeklinde yorumlandı. Geçen hafta Mısır'da Müslüman Kardeşler hareketinin üyelerine yönelik tutuklama dalgası devam etti. Mısır'ın El Ezher üniversitesinde 70 kadar öğrencinin Müslüman kardeşler üyeliği suçlamasıyla tutuklanması ise, Mısır'da akademik çevrelere yönelik yeni bastırma operasyonlarının habercisiydi. Libya'da ise rakip grupların arasındaki çatışmalar can almaya devam etti. Libya'da mülteci sayısının artması ile kış mevsimine yaklaşıldığı şu sıralarda, yeni bir insani facianın kapıda olduğu şeklinde yorumlandı. Geçen hafta İngiltere ve Bahreyn Dışişleri Bakanları Maname konferansı kulisinde bir anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre İngiltere'nin Fars körfezindeki güçlerini desteklemek amacıyla Salman limanında yeni bir askeri lojistik üs kurması kararlaştırıldı. Bu anlaşmanın imzalanmasının ardından, İngiltere 43 yılın ardından yeniden Fars körfezine geri dönmüş oluyor. Bahreyn Dışişleri Bakanı anlaşmanın imzalanmasından sonra yaptığı açıklamada, anlaşmanın Maname ile Londra ilişkilerinin gelişmesinde yeni bir adım olduğu değerlendirmesinde bulundu. Anlaşma hakkında bir açıklama yapan İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond da ülkesinin Bahreyn'le imzaladığı yeni askeri anlaşmadan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, anlaşmanın FKİK ülkelerinin bölgesel tehditlere karşı koymakta kararlı olduklarını ortaya koyduğunu ileri sürdü. Bahreyn rejimi son bir kaç yılda kendi halkının ayaklanması, demokrasi ve özgürlük talepleriyle karşı karşıya bulunurken, İngiltere ile anlaşma imzalayarak aslında İngilizlerin güvenlik güçlerinden kendi halkının haklı ayaklanmasını bastırma yolunda yararlanmayı amaçlıyor. Bölge medyası da İngiltere ile imzalanan askeri anlaşma hakkında yayınladıkları değerlendirmede, İngiliz güçlerinin Bahreyn'deki ilk görevi bu ülkede başlayan halk ayaklanmasını bastırmak olduğunu belirtti. Ancak Londra yönetiminin Bahreyn ile askeri anlaşma imzalamaktan özel amaçlar güttüğü anlaşılıyor. İngiltere'nin hala Fars körfezinin Güney kıyılarındaki sömürü günlerini unutmadığı anlaşılıyor. Londra yetkilileri bundan önce da yaptıkları açıklamalarda, sürekli Fars körfezine yeniden dönmek istediklerini belirtmişti. İngiltere Savunma Bakanı Michael Falkon, açıkça bir kez daha Fars körfezinde uzun süreli kalma meselesi üzerinde odaklanacağını açıklamıştı. Bu süreçte dikkat çeken bir başka nokta ise İngiltere'nin de diğer Batılı devletler gibi bölge ülkelerine silah satmaya çalışmasıdır. Bu yüzden güvenlik meseleleri üzerinde odaklanmak, Batılı devletlerin Fars körfezinin Arap emirliklerinde askeri varlıkları için iyi bir bahane oluşturuyor. Geçen hafta 35. FKİK liderler zirvesi Katar'ın başkenti Doha'da düzenlendi. Ancak oturuma Umman, Arabistan ve BAE liderleri katılmadı. Bu mesele, FKİK üyeleri arasındaki anlaşmazlıkların devam ettiği şeklinde yorumlandı. Bazı haber kaynakları, terörle mücadelenin Doha zirvesinin en önemli gündemi olduğunu yazdı. Gerçi Arabistan ve Katar gibi bazı FKİK üyeleri son yıllarda El-Kaide ve IŞİD gibi terör örgütlerinin belli başlı hamileri oldu, fakat söz konusu örgütlerin son yıllarda geniş çaplı terör faaliyetleri hatta onlara mali destek veren bu ülkelerin bile başını derde soktuğu anlaşılıyor. Nitekim Arabistan rejimi bir süre önce IŞİD ve terörle mücadele bağlamında uluslararası bir konferans düzenledi. Fakat IŞİD meselesinden başka Doha zirvesinde ele alınan bir başka konu, petrol fiyatlarının düşmesiydi. Gerçi FKİK'in bazı üyeleri dünya piyasalarında petrol fiyatlarının düşmesinde doğrudan rol ifa etti, ama yine de bu bağlamda kurulan kumpasların şimdi Fars körfezinin Güney kıyılarında yer alan Arap emirliklerinin de başını yaktığı anlaşılıyor. Öyle ki bu ülkeler şimdi OPEC'in petrol fiyatlarının yükselmesini kaçınılmaz bir zaruret olarak görüyor. Geçen hafta siyonist İsrail parlamentosu kendini feshettiğini açıkladıktan sonra erken seçim kararını onayladı. Gerçekte Tel Aviv elebaşları arasında tırmanan derin anlaşmazlıkların ardından, siyonist parlamento 17 Mart 2015'te erken seçim düzenlenmesini onayladı. Siyonist rejimin Eski Adalet Bakanı Tzipi Livni kabinenin erken seçim kararına gösterdiği tepkide, gelecek erken seçimlerin siyonist Başbakan Benyamin Netanyahu'nun değiştirilmesi için uygun bir fırsat olduğunu belirtti. Livni erken seçimi düzenleyeceklerini, Netanyahu ise kabinesindeki bakanlardan korktuğu için ve onların baskıları sonucu bu kararı almak zorunda kaldığını vurguladı. Livni, bu seçimlerin önemli güvenlik ve diplomatik kararlar alınmadan önce şimdiki Başbakanı yani Netanyahu'yu değiştirmek için en uygun fırsat olduğunu kaydetti. Bir çok siyaset uzmanı, siyonist rejim parlamentosunun feshedilmesini ve erken seçim kararının bu rejimin yapısında oluşan ciddi çatlakların sonucu olduğunu belirtiyor. Siyonist İsrail son Gazze savaşında ağır hezimete uğradı ve öte yandan korsan İsrail'de yaşayan halkın Netanyahu'nun politikalarına yönelik hoşnutsuzluğu, siyonist parlamentonun feshedilmesi ve erken seçim kararı alınmasına yol açtı. Geçen hafta siyonist İsrail savaş uçaklarının Suriye topraklarına saldırması bir kez daha bölgenin dikkatini eli kanlı rejimin savaş çığırtkanlığına yöneltti. Geçen hafta korsan İsrail hava kuvvetlerine bağlı 8 savaş uçağı, Suriye hava sahasını ihlal ederek bu ülkede bazı hedeflere saldırdı. Suriye güvenlik kaynakları bu saldırılarda Şam havaalanı ve yine Şam'ın kuzeybatısına yakın bir bölgenin hedef alındığını açıkladı. Suriye ordusu da bir bildiri yayınlayarak, saldırıları Suriye'de Şam yönetimine karşı savaşan teröristlere yardım etme şeklinde değerlendirdi. Bildiri de, eli kanlı rejimin Suriye topraklarına yönelik hava saldırılarında bir kez daha bu rejimin Suriye'deki olaylara karıştığı ve teröristlere destek verdiğini ve teröristlere moral kazandırmak istediğini ortaya koyduğu belirtildi. Öte yandan Suriye Dışişleri Bakanlığı da BM genel sekreteri ve BM güvenlik konseyi başkanına birer mektup göndererek, bu saldırıların siyonist rejimin Suriye'de silahlı terör örgütlerine verdiği desteği, eli kanlı rejimin içindeki anlaşmazlıkları örtbas etmeyi ve böylece kamuoyunun ilgisini siyonist kabinenin çökmesinden ve radikal politikalarından saptırmaya yönelik olduğunu belirtti. Suriye yönetimi BM ve güvenlik konseyinin bu vahşi saldırıları kınamaktan sorumlu olduğunu ve hiç bir mazeret ileri sürmeksizin Tel Aviv'e karşı caydırıcı cezalar uygulamaları gerektiğini vurguladı. Geçen hafta Yemen bir takım yeni gelişmelere sahne oldu. Husi hareketinin ülkenin güneyinde ayrılıkçı güçlerle federal bir düzenin kurulması üzerinde uzlaşması, Yemen'in en önemli gelişmelerinden biriydi. Husi Hareketi Sözcüsü Muhammed Abdusselam, Ensarullah hareketi liderleriyle güneydeki ayrılıkçı güçlerin Nasır Muhammed ve Ali Salim Ebyez ve diğer bazı liderleriyle görüşmesini açıkladı. Abdusselam, Husi hareketi ile güneydeki grupların liderleri arasında gerçekleşen görüşmelerde, tarafların Güney yöresinin sorunlarının çözümü için federal bir devletin kurulması üzerinde mutabakata vardıklarını belirtti. Yemen'in güneyi aylardır ayrılıkçı güçlerin protesto eylemlerine sahne oluyor. Yemen'in güneyinde yaşayan halk, Güney ve Kuzey Yemen ülkeleri birleştiği günden beri Güney yöreleri Yemen yöneticilerinin ilgisizliği ile karşı karşıya kaldığını savunuyor. Bu yüzden bir kez daha Yemen'den ayrılmak ve bağımsızlığına kavuşmak istiyor. Ancak bu gelişmenin yanında Yemen'in bazı yörelerinde düzenlenen bombalı eylemler Yemen için tehlikeli mesajlar içeriyordu. Bu saldırıların en önemlisi, El-Kaide terör örgütünün İran'ın Yemen büyükelçisinin ikametgahının önünde düzenlediği terör saldırısıydı. Görünen o ki Ensarullah hareketi ile Sana yönetimi arasında imzalanan barış anlaşmasından sonra, El-Kaide gibi bazı garez-kar terör örgütleri Yemen'de yeni şiddet olaylarını tetiklemek istiyor. Bu durum ise Yemen halkının daha duyarlı davranmalarını gerektiriyor. Çünkü Yemen'in kuzeyi ve güneyi hala kırılgan konumda bulunuyor ve bazı tarafların bu durumdan Yemen'in toprak bütünlüğüne ve milli egemenliğine darbe vurmak için yararlanabileceği belirtiliyor. Ve son olarak geçen hafta Fetih hareketi üyesi ve Filistin milli vafak hükümetinin siyonist İsrail'in yerleşke inşaatı dosyasından sorumlu devlet Bakanı Ziyad Ebu Ayn'ın şehit edilmesi, yine siyonist askerlerin Ramallah'ın kuzeyinde bir köyde Filistinlilerle çatışmalarının şiddetlenmesi bir kez daha bölgede ve dünyada bir takım tepkilere neden oldu. Filistin Özerk Teşkilat Başkanı Mahmut Abbas, Ziyad Ebu Ayn'ın şehit edilmesini açık bir cinayet olarak niteledi ve korsan İsrail'in yerleşke inşaatını sürdürme politikasına muhalefetlerinin devam edeceğini vurguladı. Abbas ayrıca Ebu Ayn'ın şehadeti dolayısıyla üç gün genel yas ilan etti. Hamas hareketi de Ebu Ayn'ın Filistin milletinin şehidi olduğunu açıkladı. Mısır ve Ürdün gibi bazı Arap ülkeleri de yayınladıkları bildirilerde korsan İsrail'in bu cinayeti ile cinayet dosyasına yeni bir sayfa eklediğini açıkladı. Amman yönetimi yayınladığı bildiride, dünya camiası korsan İsrail'in insan hakları ihlallerini ve cinayetlerini durdurmak için bir an önce harekete geçmesi gerektiğini belirterek, bağımsız Filistin devletinin kurulmasını desteklediklerini belirtti. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon da geçen hafta Tel Aviv yönetiminden Ebu Ayn'ın ölümünü araştırmasını istedi. Moon, Ebu Ayn'ın acımasızca katledilmesinden derin esef duyduğunu belirtti. Moon aynı zamanda Filistinli ve siyonist taraflardan daha fazla şiddete başvurmaktan kaçınmalarını istedi.015